banner112
banner54

Atasözlerine düşmanlık (5)

Bazı kimseler, atalarımızın tecrübe mahsulü kıymetli sözlerindeki incelikleri anlamadıkları veya ters anladıkları için, ceddimize dil uzatıyorlar. Halbuki atasözlerinin çoğu hadis-i şerif mealleridir. Yahut İslam âlimlerinin sözleridir.

* Nasreddin Hocanın meşhur fıkrasında geçen “Parayı veren düdüğü çalar” sözüne de saldırılıyor. Bilindiği gibi, hoca köyden şehre giderken, çocuğun biri bir miktar para verip, “Hocam pazardan gelirken bana bir düdük al” diyor. Bunu gören diğer çocuklar da, para vermeden, bana da düdük al” diyorlar. Tabii bu arada yiyecek vesaire ısmarlayanlar da oluyor.

Hoca şehirden dönünce, çocuklar etrafını sarıyor, sipariş ettikleri şeyleri istiyorlar. Hoca cebinden bir düdük çıkarıp parasını veren çocuğa uzatırken diyor ki:

Parasını veren düdüğü çalar,

Para vermeyen avucunu yalar.

Hoca, çocukların beleşe alışmamalarını, çalışmadan bir nimete kavuşulmayacağını, külfetsiz nimet olmayacağını onlara anlatmak ister. Bu söz de yıllardan beri söylenir gelir. Bir kimse ev, araba, yiyip içecek veya başka bir şey almak istese parasız alabilir mi? Onun için “Kırmızı meşin, paralar peşin” de demişlerdir. Bu güzel sözlere kızmak, beleşçiliği tasvip etmek, haksızlığa prim vermek olur.

* “Ar dünyası değil, kâr dünyası, ar eden kâr etmez” atasözüne de hücum ediliyor. Bu söz, utanıp çalışmayı kendisine yediremeyenler için söylenmiştir. Başkasının eline bakacağın yere, çöpçülük yap, inşaatta çalış, ayakkabı boyacılığı yap, utanılacak zaman değil anlamında söylenmiştir. Birçok İslam büyüğü de talebeliğe kabul ettiği kimselere böyle işler vermişler, mesela ciğer sattırmışlar, elma sattırmışlar. Ele muhtaç olmak, ona buna el açmamak için çalışmanın önemini bildiren böyle sözlere saldırmak cahillikten kaynaklanmaktadır.

* “Yağmur yağarken, küpünü doldurmaya bak” sözüne de saldıranlar çıkıyor. Yağmur, rahmeti, bir nimeti temsil ediyor. Ortada bir nimet varsa, fırsatı ganimet bilip o nimeti kaçırmamak gerektiği bildiriliyor. Ucuz arsalar satıldığı zaman alıp da, şimdi köşeyi dönenler çok olmuştur. Diyelim ki Fizan’da bir zat varmış, kendisini ziyaret edene dua ediyormuş. Duaya kavuşan da hidayete eriyormuş. Durulur mu, hemen gitmek gerekmez mi? Madem rahmet yağıyor, küpü doldurmak gerekir. Ceddimizin söylediği böyle sözlerde kötü maksat aramamalıdır.

Şimdi cahil misyonerler de, atasözlerine saldıran cahiller gibi, Kur’an-ı kerimdeki sözleri kasıtlı olarak yorumluyorlar. Mesela, Kur’an-ı kerimde, Mekke’nin Rabbi ifadesi geçiyor. Misyoner, “Her şehrin bir rabbi mi olur, müslümanlar tek tanrıya değil, çok tanrıya inanıyorlar” diyerek cahilliğini sergiliyor. Allah’ın evi mi olur da, Kâbe’ye Beytullah denir diye de itiraz ediyorlar. Hâlbuki Kâbe’ye değer vermek için öyle denmiştir. Camilere de Allah’ın evi denir. O söz, Mekke’ye, camiye verilen kıymeti göstermektedir. İnsan sevdiği yardımcısına bu benim sağ kolum der. Güvenilen başyardımcı demektir. Niçin söylendiğini bilmeden sırf tenkit olsun diye âyetlere, hadislere ve atasözlerine saldırmak, en azından o kişinin cahilliğini gösterir.

* “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” sözü de hışma uğrayanlardan. Piyasada öyle sahtekârlar var ki, yaptığı yolsuzluklara meşru görünen bir kılıf hazırlar demektir. Mesela adamı öldürüyor, intihar süsü veriyor. Kötüler işini biliyor deniyor. Hırsızlık meşru iş gibi gösteriliyor deniyor, burada hırsızlık müdafaa edilmiyor ki bu söze kızılsın.

* “İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara” sözünü de eleştiriyorlar. İstemek kötü ise de, vermemek daha kötü deniyor. Bu doğru sözün neresi tenkit edilir ki? İstemek tavsiye edilmiyor, isteyeni boş çevirmenin kötülüğü bildiriliyor.

Kıyamette günahı çok bir Müslüman’ı hesaba çekerler. O kimse de, “Benim iyiliğim yoktur. Sadece çırağıma, ‘Fakir olan borçluları sıkıştırma, ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle, bir şey isterlerse yine ver, boş çevirme’ diye söylerdim” der. Allahü Teâlâ da, o kimseyi affederek buyurur ki:

“Ey kulum, bugün sen fakir, muhtaçsın. Sen dünyada benim kullarıma acıdığın gibi, bugün biz de sana acırız. ” [Buhari]

Bir hadis-i şerifte, “Rabbiniz elbette kerimdir. Kendine açılan elleri boş çevirmekten haya eder” buyuruldu. (Tirmizi)

Veren el, alan elden üstündür. Vermekten korkmamak gerekir.

* “Para isteme benden buz gibi soğurum senden” sözü de kötülenmiş. Burada paraya böyle fazla değer verilmemesi isteniyor. Hatta, “Canımı iste, para isteme” sözü de aynı anlamdadır. Bu sözler paraya böyle değer verenleri kötülemektedir. Ne günlere kaldık anlamındadır. Adam canını veriyor da, parasını vermiyor deniyor.

* “Güvenme dostuna, ot doldurur postuna” sözüne saldıranlar çıkıyor. Hâlbuki bu söz tedbirli olmayı gösterir. Nitekim Peygamber efendimiz, “Dostunu günün birinde, aranızın açılabileceğini hesaba katarak, düşmanına da bir gün dost olabileceğini düşünerek itidalli ol” buyuruyor. Dostumuza bazı sırlar verirsek, ileride düşman olduğunda, bunları koz olarak kullanır ve bizi mahcup eder. Düşmanımıza da düşmanlıkta ileri giderek, ileride dost olduğumuzda, söylediğimiz kötü sözler ve işlerden dolayı mahcup oluruz. Onun için, dinimizin emrine uyup, dostumuza sır vermekten sakınmalıyız. Sır, gizli kalması ve hiç kimseye söylenmemesi gereken şeydir. Başkaları duyunca, ya mahcup oluruz veya o işi başaramayız. Bunun için sır saklamak, başarının önemli sebeplerinden biridir. Birçok devlet adamı, başarılarının en mühim sebebinin sır saklamak olduğunu bildirmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet Han, "Yapacağım işleri, sakalımın bir kılı bilse, onu kopartırım" demiştir. Sırrını söyleyen ekseriya pişman olur. Hikmet ehli diyor ki:

“İnsan, söylemediği sözün hakimi, söylediği sözün mahkumudur.”

“Sır, insanın esiridir. Açıklayınca, insan ona esir olur.”

“Sırrını akıllıya söylersen, seni zelil görür. Ahmağa söylersen, başkalarına söyler, sana hıyanet eder.”

“Akıllı kimse, sır küpüdür. ”

“Sırrını anlatmanı isteyene, sırrını söyleme, sırrını ifşa eder.”

“Ahmağın kalbi ağzında, akıllının dili kalbindedir.” Yani ahmak sır saklıyamaz, akıllı sırrı ifşa etmez.

“Bir kişiye söylenen sır, sırlıktan çıkar.”

Kerem sahibi ile aran açılsa bile,

İyiliğini söyler, kötülüğünü gizler.

Kötülere gelince, dostluk sona erince,

İyiliğini gizler, kötülüğünü söyler.

Sırrı gizleyebilen insan, çok az olduğu için, sırrımızı başkalarına söylememiz uygun olmaz. Başkalarının bize söylediği gizli şeylerini de, adeta unutmalıyız, hiç kimseye söylememeliyiz! Cenab-ı Hakkın bir ismi de Settardır. Ayıpları, çirkin işleri gizler. İnsanların ayıplarını gizleyen kulunu da sever. Hadis-i şerifte, “Arkadaşının aybını gizleyen, bir ölüyü diriltmiş gibi sevap kazanır” buyuruldu. Bir sözünün duyulması, o kimseye zarar verecekse, o kimse ‘Bunu kimseye söyleme’ demese bile, o sözü gizlemelidir! Hadis-i şerifte, “Bir kimse, etrafına bakınarak bir söz söylerse, o söz dinleyene emanettir” buyuruldu. (Tirmizi)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER