banner54

Acı ama gerçek
müslüm abacı  Cahil kalmak, edepsiz olmak, kötü insanlarla arkadaşlık etmekten hasıl olur   Muhterem Kardeşlerim… Daha önce aynı sitemleri ve uyarıları içeren böyle bir yazımızı hatırlatmakta fayda vardır diye düşünerek tekrar gündeme getirmek istedik. Efendim; Bizler Allah’ın sevgili kulları Peygamberler ve Evliyalar şehri Şanlıurfa’da yaşıyoruz. Layıkmıyız derseniz, genelimizi düşünürsek olumlu konuşmak mümkün değil. Layık kimseler olarak çok çok azınlıktayız. Ancak, dışarıdan bakanlar hep bizlere gıpta ederler. Peygamberler şehri diye memleketimizi sever, görmek isterler. Devlet büyüklerimiz de imar etmek, Peygamber ismine layık olması için gayret eder, herkesin de gayretli olması talimatını verirler.   Her ne hikmetse bazı işler hep ters gider. Yapılan işler ya oldukça geciktirilir veya sanki yapılmasın diye çeşitli engeller çıkarılır. Yapılanlar da oldukça fazla para harcanarak yapılır. Sanki o para bizlerin değilmiş gibi… ‘Devletin malı deniz, yemiyen domuz’ misali hareket edilir. Yazık değil mi bu Devlete, bu Millete, bu Memlekete…   Mevcut hükümetimiz dil-din ayrımı yapmadan, ‘tek Bayrak, tek millet, tek devlet’ düşüncesini her fırsatta dile getirip her karış toprağımızın eşit şartlarda imarına, insanlarımızın da kalkınmasına, devletin imkanlarından faydalanmasına çaba gösterip, geri kalmış bölge diyerek, bizim ilimiz için de aynen düşünüp daha da fazlası Peygamberler şehri diyerek kesenin ağzını açmıştır. Ancak nafile…Devletin, Hükümetin başı rahmani bakarken, gerisi şeytani düşününce yazık oluyor ülkemize, milletimize, devletimize, memleketimize ve insanlarımıza.   Azınlıkta kalan ve yıllarca ağzını açmaya fırsat verilmeyen insanlarımız da sesini çıkaramaz halde, ne yapacağını şaşırmış, ‘Yazık oluyor bu devlete, bu millete, bu hükümetin başlarına, bu paralara. Bizler burada yapılan yanlışları Devletin başına iletemiyoruz ve Allah’a havale ediyoruz. İnşaallah Devlet büyüklerimiz kısa aralarla ilimize gelseler de kendi gözleri ile görseler. Zaman zaman da güvendikleri insanları, danışmanlarını gönderip gönderdikleri paraların takipçisi olabilseler’ diye düşünüyorlar. Bizim gibi nadir insanlar da üstü kapalı bir şeyler yazmaya, bazı güvenilir insanlarla Devlet büyüklerine ulaşmaya çalışırlar, onlar da sonuçta kötüleri, yanlış yapanları Allahu Teâlâ’ya havale ederler.   Geri kalmış memleketlere yapılan yatırımların hakkıyla, yerinde ve zamanında yapılması, insanlarımızın refaha kavuşturulması için, Devletin planladığı yatırımlar için gönderdiği paraların yerinde harcanıp harcanmadığını, yöre yetkililerinin bile düzgün çalışıp çalışmadığını takip edebilmek, gerektiğinde onları cezalandırabilmek için mutlaka güvenilir bir Danışmanı veya kimsenin tanımayacağı birilerinin gizlice, hatta Ankara’dakilerin bile haberi olmadan gönderip gerekli bilgileri toplamalarında fayda vardır.   Yoksa; özellikle bizim illerde yapılan yanlışlar hep Devletin başındaki içinde Allah korkusu olan, güvenilir 5-10 kişiye mal ediliyor. Hiçbir şey denilmese bile yanlışı yapan iktidar partisinden veya Devletin memuru, çalışanı ise, ‘İşte bak, başımızdaki ne ola ki, gönderdiği adam da ancak böyle olur. Birde dinden, imandan, Allah’tan bahsederler’ diyerek sitem eder, Devlet büyüklerinin yanlış yaptıklarını düşünürler. Dolayısıyla dinimize bile zarar verir hale gelmişlerdir.   Bizim gibi düşünenler de, ‘Allah ıslah eylesin, Allah Devletimize zeval vermesin, Devletimizin başındakileri de başımızdan eksik etmesin, içinde Allah korkusu olanlarla bizleri haşreylesin’ diye sürekli dua ederek içlerine kapanırlar. Bazen seslerini yükseltseler de bir yerlere ulaştıramadıkları için hep kalben buğzederler. Peygamberler şehrinde İbrahimiler azınlıkta kalmış, Nemrudiler almış başını gider olmuş. Zaten ilimizde bu kadar Peygamber makamı, Evliya kabirleri olmasa bu şehir de, içinde yaşayanlar da bu güne kadar ayakta kalamazlardı. Yaşta kurudan beraber yanardı zaten. Halen ayakta duruyorsa bu şehir, hep bu topraklarda yaşayan Peygamberler ve Evliyalar yüzü hürmetinedir.   Yanlış yapanlar bilmelidir ki, kendilerinin bir hesabı varsa, kâinatın sahibi, yeri göğü ve her mahlûkatı yoktan var eden Yaradan’ın da bir hesabı vardır mutlaka. Bilinmelidir ki, kimsenin yaptığı kimsenin yanına kalmaz. Bu dünya fanidir, bizler misafiriz. Şimdiye kadar kimler beraberinde ne götürebildiler ki, hep dünyalık peşinde koşturuluyor. Tamam.. Ahiret için dünyalık ta lazım. Ancak geçinebileceğiniz, aç-muhtaç kalmayacağınız kadarı neyinize yetmiyor. Karun kadar malınız olsa ne fayda. Sonuçta hepimiz bu dünyadan göçeceğiz. ‘Nasıl hesabını veririz’ diye düşünmekte ve ona göre hareket etmekte fayda var..   Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir hizmette başarılı olmak için, dengeyi gözetmek gerekir. Hem hizmetin kendisinin sıhhatli olması, hem de insanlara sağlıklı şekilde ulaşması için dengenin sağlanması gereklidir. Hizmet unsurlarının her birinin, tıpkı vücuttaki organlar gibi ayrı ayrı görevleri ve kıymetleri vardır. Uyumlu çalışmaları gerekir. Bir tarafa kıymet verip diğer tarafa gereken önemi vermemek dengeyi bozar. Denge bozulunca da sistem bozulur. Dengeyi sağlamanın ana unsuru tam bilgidir. Eğer bilgi idareciye doğru ve eksiksiz gelmezse, yapılan iş bir tarafa doğru eğilir, çünkü gelen bilgi noksandır. Gelen bilgiler harmanlanıp emîre sunulmalıdır. Karar verecek tek merci, emîrdir. Dine hizmette, emîrin dışında hiç kimsenin, tek başına, sorumsuzca adım atması uygun değildir. Aksi hâlde çok büyük zarara girilir. İslamiyet’in dışına çıkılmış ve denge, temelinden sarsılmış olur. Dünyada ve âhirette, bu hizmetlerin sorumluluğu, emîre aittir. Bütün yardımcıları ise ancak onun müşavirleridir. Bu kadar mesuliyeti olan emîre yardımcı olmanın birinci yolu da, bilgiyi tam ulaştırmaktır.   İyi bir Müslüman olmak için güzel ahlaka sahip olmak, kötü ahlaktan uzak durmak gerekir. Ancak bununla dünya ve ahiret saadeti elde edilir. Güzel ahlak, ilim ve edep öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. Kötü ahlak da bunun tersidir. Yani cahil kalmak, edepsiz olmak, kötü insanlarla arkadaşlık etmekten hasıl olur. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizi överken, “Gerçekte sen büyük bir ahlak üzeresin” buyuruyor. (Kalem 4) İyi insan, iyi ahlaklı insan demektir. Dinimiz iyi huylar edinmemizi, kötü huylardan kaçınmamızı emretmektedir. Güzel ahlaka sahip kimselere gıpta etmek, onlar gibi olmaya gayret etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Nimete kavuşmuş olanlardan, tevazu gösterene ve kendini hep kusurlu bilene, helalden kazanıp, hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti (tasavvufu) birleştirene, helale harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası için yapana, huyu güzel olana, kimseye kötülük yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana müjdeler olsun.” [Taberani]   Allahu Teala cümlemizi güzel ahlaklı kullarından eylesin. (Amin)  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER