Hayırlısı ile bir öğretim yılını daha tamamladık. Karnelerini alanlar var alamayanlar da elbet. Ağır hastalıklarla boğuşan, engelleri ile atıl bırakılan, zorunlu çalıştırılanlar veya ağır aile trajedileri yaşayanlar… Bu karne sevincinden mahrum oldular…

Bu anlamda dün valimizin bu karne heyecanını yaşayamayan, okula gidemeyip evde eğitim gören iki kardeşi ziyareti ve de karne teslimi onurlandırıcı bir adım olmuştur.

Bu zorlu sınamalardan geçmeyip te çocuğunun sağlığının, varlığının kıymetini bilmeyen onun geleceği adına yeteri kadar kaygılanmayan biz velilere evet bize de hayırlı olsun karneler.

Aslında tüm topluma hayırlı olsun demek lazım. Çünkü karneyi çocuk alıyormuş gibi görünse de o belgeler yöre olarak, şehir olarak, ülke olarak tüm topluma veriliyor demektir. Ki bu karnelerin önünde ve arkasında geçerliliğe sahip ulusal veya uluslararası karneler daha öncelikle incelenmelidir kanımca.

Gerçek karne; Ayırdığı bütçeyle, zamanla, istatistik anlamda okumada sonlarda oluşumuza karşın, öfkeye ve şiddete yönelik istatistiklerde hatırı sayılır yerlerde oluşumuz olabilir sanırım. Veya bilim, spor, müzik, sanat alanlarında dünya çapında yeterince büyük başarılara sahip olamayışımız veya bir araba markamızın dahi olamayışı bir karne değil midir?

Bir Aziz Sancar’ımızı kendimizce değil de İsveç’in, Norveç’in organize ettiği bir Nobel ödül kriteriyle dünyaya duyurabilmişiz.

Başarı göreceli bir kavramdır. İnsan beyninin çalışma kabiliyetleri daha bu yüzyılda yeni yeni keşfedilebilmekte. Yüzyılın başlarında IQ zekâ testinin bulunması ile zekânın ölçülebilebilirliği tespit edildi, ancak şu an çoklu zekâ kuramları ile bu işin sanıldığı gibi dar bir standardının olmadığı anlaşıldı. Özellikle okumayla aktifleşen nöronlarımızın beyinde ördüğü öruntü kombinasyonlarının neleri başarabileceğini göreceğiz zamanla...

Bu anlamda veliler hatta bazen eğitimcilerin dahi motamot sayısal zekânın tek başarı kriteri olduğunu düşünmeleri ve çocuğu bu konuya hapsetmeleri maalesef k profesyonelce olmayan bir pedagoji anlayışıdır.

Şu anda ve de geçmişte birçok başarılı insanların okulu bitiremeyecek kadar zekâya sahip olmadıkları düşünülerek okuldan kovulduklarını biliyorsunuzdur. Thomas Edison bunların başında gelir. Geri zekâlı denerek okuldan kovulan Edison dünyayı aydınlatmayı başarmıştır.

Albert Einstein: Çocukken altı yaşına kadar konuşamadı ve dokuz yaşına kadar okuyamadı. Öğretmenleri tarafından geri zekâlı, anti-sosyal ve dalgacı olarak tanımlandı.

Mozart, Beethoven, Henry Ford, Stephen Hawkings, Agatha Christie, Andersen,Kennedy ve daha sayılabilecek birçok ünlü müzisyen, yazar, yönetmen, işadamı, sporcu ve lider toplumun ötelediği geri zekâlı veya hiperaktif sayıp dışladığı çocuklarken büyüdüklerinde dünyaya ve tarihe izler bırakan işlere imza atmayı başarmışlardır. Ahmet Nazif Zorlu ilkokul mezunudur mesela Sakıp Sabancı da lise terk.

Bu anlamda daha ismini bilmediğimiz birçok başarı hikâyesini çoklu zekâ (sözel-mantıksal-görsel-bedensel-ritmik–içsel–sosyal–doğa) alanlarına yönelik tespit ve de katkılarla daha büyük başarılara ulaşabilir dünya.

Geçmiş iyi okuyup! Başaranların olduğu gibi gelecek te iyi okuyabilenler! Olacaktır. Hiçbir fert yetersiz görülemez keşfedilir veya keşfedilemez sadece…

Saygılarımla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.