Göç, kısaca, ekonomik, toplumsal veya siyasal nedenlerle insanların bireysel ya da kitlesel olarak yer değiştirme eylemi olarak tanımlanmaktadır. Bu hareket ülke içinde olursa iç göç, ülkeler arasında olursa dış göç veya uluslararası göç olarak adlandırılır.

Ülkemiz 2011 yılından bu yana mültecilere ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye’de toplam bir milyon Suriyeli var. Bunlardan 804.391’i kayıtlı, diğerleri kayıt dışı. Ancak hem yetkililer hem de hükümet dışı organizasyonlar Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin sayısının tahminen 1,4-1,5 milyon arasında olduğunu belirtiyor.

Mültecilerin göç öncesi yaşadıkları ekonomik, eğitim, açlık, siyasi ve sosyal sorunlar bilinmektedir. Fakat bunun yanında mülteciler ülkelerinden ayrılmadan önce tecavüz, savaş, tutukluluk, cinayet gibi travmatik olayları yaşamakta veya tanık olmaktadırlar. Göç sırasında aile ve toplumsal ilişkiler ağının bozulması, göç sonucu ile ilgili belirsizlik, sığındıkları ülkeye gelişlerinde ve kaçışları sırasında yaşadıkları zorluklar kişilerde travmatik durumlar oluşturmaktadır.

Bir de göç etmek zorunda kalanların yaşadıkları uyum zorlukları var. Yapılan çalışmalarda mültecilerde göç öncesi yaşadıkları travmalara göre göç sonrası yaşadıkları sorunlar ruh sağlıklarında olumsuz etkiler olduğu gözlenmiştir. Son yarım yüzyılda göç de yaşanan en önemli değişimlerden birisi kadının göçünün geçmişle karşılaştırıldığında daha çok olmasıdır

Bildiğimiz gibi savaş en çok kadınları etkilemektedir. Kadınlar toplumun ötekileşen yüzleridir. Kadınlar ailevi nedenlerle ve çalışma amaçlı göç edebildikleri gibi bulundukları ülkede yaşanan savaş ve karşılaştıkları sömürü nedeniyle de zorunlu olarak göç edebilmektedirler. Göç eylemi ile kadınlar içinde yetişmiş oldukları aile çevresinden ve alışkın olduğu toplumsal değerlerden isteyerek veya zorunlu olarak ayrılmaktadırlar. Kültür, din, dil, ırk açısından farklı bir çevreye geçerek uyum sağlamak zorunda kalmaktadırlar. Göç eden kadınlar fizyolojik ve psikolojik olarak birçok problemlerle karşı karşıya kalmaktadırlar.  Suriye’deki çatışma nedeniyle kadınlar fiziksel ve ekonomik sıkıntılardan cinsiyete dayalı şiddete kadar pek çok zorlukla karşılaşmış ve karşılaşmaya devam etmektedirler. Özellikle genç kızlar şiddet, eğitimin aksaması, erken yaşta evlilik ve gebelik gibi çeşitli risklerle yüz yüze kalmaktadırlar.

Birçok dünya ülkesinde kadının bulunduğu statü düşüktür, düşük statüye kadının göçmen olma durumunun eklenmesi sorunları daha da arttırmaktadır. Göçmen kadınlar çoklu baskılarla ve zorlamalarla başa çıkmak zorunda bırakılmaktadırlar. Kadınlar hem çocuklarının gereksinimlerini karşılamak hem de bulundukları kültüre uyum sağlamak zorunda bırakılmaktadırlar.

Göçmen çocuk, kadın, genç ve tüm diğer mültecilerin Türk Toplumu ile geniş anlamda entegrasyonuna ilişkin önlem ve yapılanmalara ihtiyaç vardır. DSM-V'ye göre Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve Major Depresif Bozukluk (MDB) tanıları mülteciler arasında en çok saptanan teşhislerdir. Ülkemizde genel toplumda %1,3 ile %8 arasında görülen TSSB, mültecilerin %saptanmaktadır15 ile %74'ünde.

Bizler savaşın içinden gelmiş, birçok travmatik durum yaşamış insanlar için neler yapıyoruz? Onlara yardımcı olmak yerine hayatlarını daha mı çok zorlaştırıyoruz? Yaşanan sıkıntıların önemli bir kısmı farklı yaşam tarzından kaynaklanmaktadır.

Sokaktaki dilenciye para vermekle, ülkemizdeler işte daha ne olsun demekle onlara destek olmak yerine köstek olmaktayız. Geçici bir süreliğine ülkemize yerleşmiş ve normal şartlar altında olmayan insanları dışlamak yerine kabullenmeliyiz. Yaşadıkları uyum problemlerini atlatmaları adına bizler de insanı görevimiz olarak el uzatmalıyız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.