banner54

Çelik: Günah keçisi arıyorlar

Önce Soma’da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden kazasının ardından en çok eleştirilen isimler arasındaydı. Son olarak ise İstanbul’da bir inşaatta yaşanan asansör kazasında 10 işçinin hayatını kaybetmesiyle gözler yeniden ona çevrildi. Al Jazeera’ye konuşan Çalışma Bakanı Faruk Çelik, tek başına bakanlığın eleştirilmesine karşı çıktı. Çalışma Bakanı, yasal olarak tüm önlemlerin alındığını söyledi. Ancak bu kazalarda başka bakanlıkların ve ilgili kurumların sorumluluk alanına giren konuların da sorgulanması gerektiğini belirtti. Çelik, “Şimdi kimse ağzını açmıyor, günah keçisi aranıyor. Böyle yağma yok. Asansörde ölen işçi Faruk Çelik yüzünden ölmüyor ki.” dedi.

ÖZETLE

"Ne diyeceksiniz bu olaya? Buna kaza denir mi?"
"Asansörde ölen işçi Faruk Çelik yüzünden ölmüyor ki"
"Çalışma Bakanlığı üzerine düşenleri yerine getiriyor"

Öncelikle bu son kazadan da yola çıkarak Türkiye’de neden böyle toplu ölümlere yol açan iş kazaları özellikle son dönemde sıklıkla yaşanıyor?

Türkiye’de iş yerlerinin ve çalışanlarının sayısı çok hızlı bir artış gösterdi, Türkiye, çok hızlı kalkınan bir ülke, ekonomisini üç kat büyüten bir ülke. Bu büyümenin getirdiği sancılar var. İkincisi büyüme ile birlikte iş sağlığı ve güvenliği kültürünü geliştiremediğimiz ortada. Büyümeyi 12 yılda gerçekleştirdik ama iş sağlığı ve güvenliği kültürüne ancak son iki yılda yasal zemin bulabildik ve uygulamaya da daha yeni yeni geçebiliyoruz. Aslında Türkiye 2013-2014’ü bir an için devre dışı bıraksanız iş sağlığı güvenliği konusunda veya kaybettiğimiz emekçilerimiz açısından tablo çok kötü bir tablo değil. Yüz bin çalışanda 16 ölümden yüz bin çalışanda altı ölüm noktasına gelmiştik. Bu gidişat devam ederken, ölümler, meslek hastalıkları azalırken 2013 sonu 2014 başlarında meydana gelen kazalar bu tabloyu ciddi şekilde zedeledi. Bilhassa Soma ve inşaat sektöründe yaşanan olaylarla.

Neden bu son iki yılda böyle bir değişim yaşandı?

Birincisi aşırı üretim zorlaması var, maliyet zorlaması var, imar zorlaması var, iş sağlığı güvenliği kültürünün gözardı edilmesi var, teknolojik gelişmelere güvenlik açısından ayak uyduramama var. Bir Ali Sami Yen Stadyumu'na bu kadar yoğunlukta inşaat yapılmalı mıydı mesela? Bunun sorgulanması gerekiyor imar açısından. Bir inşaat şirketinde 61 işveren aynı anda çalışıyorsa buradaki rekabet alt işverene nasıl yansıyor, buradaki rekabeti nasıl etkiliyor? Bunların hepsi önemli faktörler. Belki birkaç yılda yapılacak inşaat ya da maden üretimlerinin yıllara sari değil de bir yıl içinde yapılması için üretim zorlamasının getirdiği faktörler olabilir.

Hükümet bunun neresinde bu durumda?

Mesela inşaat konusunu ele alırsanız Çalışma Bakanlığı bunun yüzde 90’ında yok. Aslında inşaat üretimi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın işi, asansör Sanayi Bakanlığı’nın işi. Ama konu çalışma ve konu işçi olunca ilk akla gelen Çalışma Bakanlığı oluyor. Ama işin içinde ruhsat var belediye var. Ruhsatı veren kurumlar Şişli Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Sanayi Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, yapı denetim elemanları, Makine Mühendisleri Odası. O kadar çok şey var ki. Ben Türkiye’nin mevzuat açısından bir eksikliği olduğu kanaatinde değilim. Bu inşaatta ve bütün inşaatlarda projenin denetimini sağlayan teknik eleman var, direkt işyeri sahibine bağlı fenni sorumlu bulunduruluyor. Yapı denetim uzmanları var, bunlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görevlendirmesiyle orada görev yapıyorlar. Asansör ise Sanayi Bakanlığı’nın yetkisinde ve onların yetkilendirdiği Makine Mühendisleri Odası’nın denetimiyle içiçe. Burada karmaşık bir durum yok. Bunların tümünden de sorumlu mal sahibi. İş sağlığı ve güvenliği yasası diyor ki 'işin sahibi bunları koordine etmek, değerlendirmek, risk analizlerini yapmak, tehlikelere karşı çalışanlara yol göstermek durumunda.' Burada bir kaza olabilir mi? Olabilir ama bunun bir cinayet olmaması lazım.

Bu bir cinayet mi sizce?

Bu kazanın bir ihmal neticesinde olmaması lazım. Böyle ihmaller söz konusuysa buna kaza diyemezsiniz tabi. Şimdi mesela deniyor ki asansör, aslında bizim konumuz değil haddimi aşmak da istemiyorum ama “asansörün durdurucusu olması lazım” diyorlar. Var mı yok mu ben bilmiyorum, bu araştırmalarda ortaya çıkacak. Yoksa o durdurucu, o asansör boşluğa çıkacak demektir. Ne diyeceksiniz buna siz? Buna kaza denir mi?

Kaza olmayınca da o zaman sorumlu kim sorusu gündeme geliyor…

Sorumlu gayet açık. Bu asansörü oraya koyan firma kimse O. Makine Mühendisleri Odası, bakımını üstlenen onlar ve işin sahipleri ve yapı denetim firması ve fenni mesul. Çalışma Bakanlığı olarak bizim görevimiz, yasayla her iş yerine iş sağlığı güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğu getirdik. Bunlar günlük olarak defterlerini tutuyor, işverene bildiriyor. Rutin şikayet üzerine ve programlı teftişlerimiz var. Teftiş demek, bir işin başında sürekli olarak bulunmak demek değildir. Gittiğiniz anda bir eksiklik varsa, onu belirleyip giderilmesini sağlamak ve farkındalığı artırmak demektir. Biz burada 4’üncü ayda teftiş yapmışız, 5’inci ayda yapmışız, eksiklikleri bulmuşuz. Cezayı vermişiz, gereğini yaptırmışız ama ondan sonra bina 10 kat 15 kat daha yükselmiş.

Türk-İş Başkanı Ergun Atalay diyor ki, “Bu Hükümet, bu Parlamento sermayeden yana.” Tablo böyle mi sizce?

Sorumlusu işin sahibi, söylüyorum ben işte. Bütün bu işlerin dizaynı işverene yüklenmiş. Asansörden sorumlu eleman işe alınıyorsa, orada o sistemi kuran, sorumlu olan insanlar görevini yapmıyorsa, öncelikli olarak onlar da hesap verecek. Tabi ki mal sahibi de hesap verecek. Tablo açık. Kimseyi ayrı tutmuyoruz, yargı da bunu dikkate alacaktır.

“Hükümet işverenden yana” eleştirisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben Çalışma Bakanıyım, çalışanlardan yanayım. Yatırımı, kalkınmayı, ihracatın önündeki engelleri kaldırmaya dönük görüşler ortaya koyan bakanlar olabilir, bu çok doğal. Biz Çalışma Bakanlığı olarak güvenli bir üretimi tercih ederiz, diğer arkadaş için üretim önemlidir, göstergelerin yükselmesi önemlidir. Artık sermaye ile işçi kesimini birbirinden ayırmak mümkün değil. O devasa binaları yükseltenler işçidir, işçiyi dışında tutmak mümkün değil. Sorun, birbirinden ayrılması mümkün olmayan iki kesimin birbirinin hukukunu gözetmemesidir.

Neden gözetmiyorlar?

İşte bu güvenlik kültürünü ve ortaklığı anlayamama, farkındalığı kavrayamama. Ben buna bağlıyorum. Bakın ben size çarpıcı bir rakam vereyim, Türkiye’de 680 bin tehlikeli ve çok tehlikeli iş yeri var. Bunun şu an itibarıyla, yürürlüğe giren yasaya göre 180 bin işyeri sözleşme yapmış. Daha 500 bini iş güvenliği uzmanı ile sözleşme yapmamış. Ne vahim bir durum öyle değil mi? Bunun cezası ne? Aylık olarak 5 bin TL. 9 ay geriye dönük 45 bin TL borçları var demektir. Şimdi tekrar yazı gönderiyoruz.

Yaptırımlar mı yetersiz? Yetersiz olan ne?

Bu bir cephesi. Bu bahsettiğim alandan ibaret değil ki sadece. Bir yandan da bakıyorsunuz kaza meydana gelen bu işyerinde uzman var. Soma’da da vardı, 5 tane uzmanımız canını verdi insanlar. Orada ekmek için mücadele ediyorlardı. Ne işi var ocakta? Çalışmıyor diyebilir misiniz? Demek ki sistemde bir yanlışlık var. Mesela madenler açısından bakarsak, madenlerin ruhsatlandırılmasında çok titiz davranılması gerekiyor. Hangi madene ruhsat verilecek? Bizim madenlerin kalitesinde sorun var. Bizim madenlerin jeolojik durumlarında sıkıntı var. 160 madeni kapatmışız, inşaatlarda ve madenlerde risk değerlendirmesi yapılmamışsa, uygulama planlarını koymamışsa kapatıyoruz işyerini. Bir yere ruhsat veriliyor, ruhsatı veren ben değilim ki. Bana sorsanız 2 katlı bina yapın derim. Asansör yok, tehlike yok. Benim işim değil ama bu, ruhsatlandırmayı başkası yapıyor. Mesela zeminin kaydığı bir yer düşünün, inşaat yapılıyor. Bir belediye ruhsatı vermiş. Çalışma Bakanlığı'nın yapacağı ne, işçinin çalışmaya başladığı gün, ekipmanı, bareti, eldiveni var mı buna bakar. İnşaat yükseldi, o zaman mevcut açık alanlardan düşme tehlikesi, merdiven çıkışları, balkonlar korunaklı mı, buna bakarız. Sabah bir geleceksiniz, bina kaymış aşağı ovaya inmiş. Bu binanın niye kaydığını Çalışma Bakanlığı’na soramazsınız. Benim görevim işçinin sağlıklı bir ortamda çalışıp çalışmadığına bakmaktır.

İşçi deyince akla ilk gelen Çalışma Bakanlığı’nın alması gereken önlemler oluyor. Sizin bakanlığınız döneminde meydana gelen iş kazaları yazıldı örneğin hem Soma’dan sonra hem de bu son kazadan sonra.

Faruk Çelik dönemiyle bir ilgisi var mı acaba? Faruk Çelik döneminde 15 bin kayıtlı çalışan 19 bin 500’e çıktı. Faruk Çelik döneminde 5 milyon kayıtlı işçi varken 13.5 milyona çıktı. Asansörde ölen işçi Faruk Çelik’in yüzünden ölmüyor ki. Oradaki asansörden sorumlu kişinin yüzünden ölüyor, O da hesabını vermeli. Türkiye’de işyeri sayısı ne kadar biliyor musunuz? 1 milyon 630 bin. O zaman size göre şöyle yapmamız gerekiyor, 1 milyon 630 bin kişiyi işe alıp her işin başına koymamız gerekiyor. Böyle bir dünya yok, böyle bir uygulama yok. Ama şu var, ilgililer işin başında sorumlu. Hepsi oradalar her gün. Yasalarda bir boşluk görmüyorum, Türkiye’deki ana sorun 680 bin tehlikeli ve çok tehlikeli iş yerinin sahibi olacaksınız ve bu kadar konuşmamıza rağmen 1-1-2014’ten Eylül ayına gelmiş bulunuyoruz. Ve siz hala sadece 180 bin işyeri sözleşme yapmışsınız. 500 bin tehlikeli ve çok tehlikeli iş yeri iş sağlığı ve güvenliği sözleşmesi yapmamış. Nasıl izah edeceksiniz? Bir daha mektup yazacaksınız, ceza yazacaksınız. Ceza yazarken kaza meydana gelecek. Ne anlamı var o kadar insan öldükten sonra? Suçluyu bulduk, sen bu anlaşmayı yapmadın, gel seni hapse atalım dedikten sonra vatandaşın dünyasını aydınlatmak mümkün değil mi?

Sizce büyük işverenler etkin denetlenebiliyor mu?

Bakın tekrar ediyorum, konuyu anlamadığınız zaman sorun denetim. Diyorum bu denetimi yapan Makine Mühendisleri Odası ve asansör firması. Birinci derecede bunlar sorumlu. Denetim bütün işletmelerde yapılıyor. Burada da yapmışız ama bir problem yokmuş. Ne yapacaksınız her ay, her hafta mı denetim yapacaksınız? Denetimin amacı bu değil ki, farkındalık yaratmak. Yoksa kaza dediğiniz de anlıktır, denetim de anlıktır. Denetimi yaptıktan bir saat sonra kazanın olmayacağını söyleyemezsiniz ki.

Bir eylem planının hayata geçirileceği açıklandı. Burada bu soruna çare olacak hangi adım atılacak?

Biz tehlikeli iş yerlerinde meslek standartlarını belirledik ama biraz maalesef gerekli ihtimam gösterilmedi. Ama burada çalışanların artık Mesleki Yeterlilik Standartlarına göre çalışması gerekiyor. Sayın Başbakan bu talimatı verdi, Cuma günü Bakanlığımızı ziyaret edecek. Bunun için tüm sosyal tarafları da burada topluyoruz. Cezalar yetersiz ise, ki yasa çıkarılırken tarafların bu konuda çok uyumsuzlukları var. Bir taraftan diyalog diyalog deniyor. Diyaloğun neticesinde ortaya çıkanlardan rahatsız oluyorlar. Diyalogdan vazgeçiyoruz dedikleri zaman 'kendi bildiğiniz gibi iş yapıyorsunuz' deniyor. Bu işler öyle kolay değil, burası çok kocalı bir bakanlık, 7 kocalı Hürmüz derler ya. Sosyal tarafların çok tartıştığı bir bakanlıktır burası. Ama şimdi böyle olaylar meydana gelince kimse ağzını açmıyor, bir günah keçisi aranıyor. Böyle yağma yok. Çalışma Bakanlığı üzerine düşenleri hem yasal boyutuyla hem uygulama boyutuyla hem de farkındalık boyutuyla yerine getiriyor. Kim suçluysa çıksın ortaya. Hesabını da vermesi gerekiyor. Bu 10 masumun, 10 mağdurun, 10 mazlumun hakkını vermek zorundalar. Bir günah keçisi bulup, işte çalışma, işte bu da işçi, işyeri de bu, böyle bir ucuz yaklaşımdan vazgeçilecek. Herkes sorumluluğunu bilecek. 1200 işçinin çalıştığı bir işyerinden bahsediyoruz, sorumluluk kiminse onlar hesabını vermek zorunda. Biz de bunun takipçisi olacağız.

Kaynak: Al Jazeera

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER