ÇİN USULÜ


Artık insanın en büyük sorunu ÇİN menşeli kalplerdir.
Bakıyorsun;
Tüketim çılgınlığı.
Kısa süreli arkadaşlıklar.
Dibi boş dostluklar.
Menfaate dayalı sevdalar
Kapitalizmin insanlara dayattığı materyalist bir düşünce.
Issız insanlar.
Elektronik cihazlara olan bağımlılık.
Bana dokunmayan yılan bin değil on bin yıl yaşasıncılık.
Ve tepesine vur ekmeğini al gene de sesini çıkarmayan ezik toplum.
Sadece o mu...
Uç kesimlerde yaşayan insan tipleri.
Birbirine hava atmak için alınan gereksiz aksesuarlar.
Çiçeklerle otla böcekle konuşmaya başlamak.
insandan çok eşyaya değer vermek.
Sokaktaki vahşi ortamdan korumak amaçlı eve hapsettiğimiz zorla evcilleştirdiğimiz çocuklar ve hatta hayvanlar.
Özgürlüğü çok yanlış anlamış popüler kültürün eşiğinde can çekişen paragöz insanlar.
Ve asla bitmez tükenmez sonu gelmeyen egolar ve sonucu kocaman bir yalnızlık. Ve biz buna hayatı yaşamak diyoruz. 
Sahi neyiz biz n’olacağız bilmeden böyle yaşıyoruz işte anlamsızca. Doğrusu bu kafayla çıkış yolu da bulacağımız yok. Bakın geçen bir olaya tanık oldum. Önümde bir araba hem de Şanlıurfa’nın merkezinde ışık hızıyla geçti. Hadi hızı geçtik öyle bir ses çıkarıyor ki sanırsın uzay mekiği. Oysa Trafik kültürü medeniyetin temel ölçülerindendir. Bakın hızlı gitmeniz sizi hedefinize daha çabuk ulaştırmadığı gibi sinyal vermek de yakıt tüketimine neden olmaz, biraz hassasiyet lütfen. Bu yüzden diyorum ki; Bizi zorlu şartlara götüren şey sadece hatalarımızdan kaynaklanıyor çoğu zaman. Bazen yaşadığımız çevre ve çalıştığımız ortam bizi hayal ettiğimiz bir geleceğe taşıyan lokomotif görevi görmüyorsa, bunun karşılığında üzülmek ve başkalarını suçlamak kolaycılığına düşmeden, umuda açılan kapının bireyin iyi şeyler için çaba göstermesinden ve kendini düzeltmesinden geçtiğini unutuyoruz.
Sonuç olarak artık insanlar birbirinin hayatına hayat katmayı kendine yediremiyor. O yüzden ne bulursa kendi yiyor, Bulamazsa birilerinin hakkını yiyor . Öyle bir duruma gelindi ki iyilikler bile kötülüklerden korkar oldu. insanlık ayaklar altında dolaşıyor artık.
Tamam insan hayata düşe kalka yürür tamam.
Kırıla kırıla büyür o da tamam.
Evet belki zamanda geçiyor.
Görünürde hayatta devam ediyor ama hep ödünç kelimelerde arıyoruz kendimizi,
Hep olur olmaz kelimelerle anlatıyoruz içimizden geçenleri.
Yani bir türlü beceremiyoruz sadece bize ait kendi cümlelerimizi ve hallerimizi.
Hep ısmarlama ve geçiştirerek yaşıyoruz hayatımızı. Ama nereye kadar bu böyle devam eder . İşte o tam bir muamma. Tam ÇİN usulü. Balonu üflemek misali havayla yaşanan bir hayat. Keşke bundan sıyrılıp yine Çin usulü elektronik çağı yakalayabilseydik en azından tutulacak bir tarafımız olurdu.Yani Ömer Hayyam'ın dediği gibi; 
"hep bir çember, dolanıp durduğumuz! 
Ne önümüz belli, ne sonumuz. 
kim varsa bilen, çıksın söylesin: 
Nereden geldik? 
Nereye gidiyoruz? "

YORUM EKLE