banner54

Kaçma Geliyorum !

 

Yeni Dünya keşfine çıkmışken birkaç tane de suikast yapalım.

Oldukça sıcak bir yaz günüydü. Eski evimde, eski odamda ve eski PC’mdeydim. Eskilerin çok özel olarak gösterdiği, ama artık cazibesini yitirmek üzere olan 17" değerdeki monitörümde Assassin’s Creed 1’in Rusça beta’sının kuruluşunu izliyordum. Bir şeyler ters gidiyordu hep. Üzerine bir de salondaki komşuların sesleri sinirimi bozmaya yetiyordu doğrusu. Yine de kulak tıkamaya çalışıp, oyunun üzerine üzerine gidiyordum. Ne olduysa başarmıştım ve oyuna, yani beta’ya adım atabilmiştim. Tam sürüm oyunun çıkmasına daha aylar vardı, ama beta’yı oynamadan bekleyemezdim. Oynamış ve bitirmiştim de hem. Ardından gelen orijinal Director’s Cut sürümüyle suikast keyfimi de ikiye katlamıştım.

Sonra ikinci oyun, ofiste saat gece 11’e kadar oynayıp, ardından da sabaha karşı yazısını yazmaya koyulduğum bir intikam mücadelesiydi. Ezio yerine Altair’i tercih ederdim doğrusu. Derken bir oyun daha, Osmanlı Devleti, İstanbul ve bir oyun daha derken 3 numaraya, yani Yeni Dünya’ya adım attık. İlk iki oyunun ardından seriye ilgim azalmıştı. Şimdi ise, tekrar tırmanmaya başladığını hissediyorum.

Ah o gemide ben de olsaydım. Ya da vazgeçtim, iyi ki olmadım!

Seride yolculuk son hızıyla devam ediyor. Hem zamanda, hem de mekanlarda sürekli bir hareketlilik var. Oldukça gösterişli bir tiyatro sahnesinde ilk idmanlarımızı yaptıktan sonra, Yeni Dünya Amerika’ya ulaşmak için ilk gemiye atlıyor ve yola koyuluyoruz. Gemi personeliyle girdiğimiz diyaloglar, erkeklik gösterileri, kaptanla atışmalar ve denizde ufak çaplı savaşlar derken adım atıyoruz Amerika topraklarına. 18. yüzyılın ayakta kalmaya çalışan ve bunun için sömürgecilikten fırsatçılığa kadar her yolu deneyen insanlarla dolu Amerika’sına. İşe bakın siz! İlk maceramızda adam gibi bir ev bulmakta bile zorlanırken, artık kendi evimizi satın alacak imkanlara bile sahip durumdayız. Zaman nasıl da geçiyor! Neyse efendim, bu oyunda ne Altair’i, ne de Ezio’yu kontrol ediyoruz. Bu sefer adamımız, Connor. Yerli halka mensup, intikam duygusuyla yanıp tutuşan, buna göre hem doğa şartları, hem de silahlarıyla kendini eğiten bir çocuk, genç ve yetişkin bir adam. Her şey sırayla, değil mi...

Bu intikam olayları ne de çok oluyor Assassin’s Creed serisinde? Yoksa suikastın temelinde bu mu var? Kimseye olayı çaktırmadan hedefini belirlemek ve sessizce işini bitirmek (Konuyla alakasız ama, Türk Sineması’nda da böyle bir karakter vardı; Kız İsmet.)

 

Ubisoft Montreal, bu yeni oyunda öncekilere nazaran daha detaylı ve daha büyük haritalar tasarlamış. İşin içine mevsim döngüsünü de ekleyerek şimdiye kadar yapılmış en detaylı Assassin’s Creed oyununu ortaya çıkarmış. Oyun motoru AnvilNext, yılların fizik motoru Havok physics ile güç birliği yaparak sahneye adım atmış. O ağaç dalları da bastığımızda sallansaydı ya o zaman? Yoksa sallanıyor da ben mi pek etkisini hissedemedim?

Oyun mekaniğine değinmeden önce görsel konulardan bahsetmek istiyorum. Dediğim gibi, şimdiye kadar yapılmış en gelişmiş Assassin’s Creed bu. Ama yine de her şey güllük gülistanlık değil doğrusu. En merak ettiğim konuların başında karakter animasyonları geliyordu. Baktığımızda göze hoş gelen hareketler var. Akıcı ve yumuşak görünüyor genel olarak. Free Running olayı sayesinde parkurumuz üzerinde ne olursa olsun, hız kaybetmeden coğrafi yapıya, binalara ve objelere göre anında kendimizi ayarlayıp, yola devam edebiliyoruz. Gerçi bu kısım, görselliğin yanında, oyun mekaniğine de giriyor. Bu arada, Mirror’s Edge’e buradan selamlar.

Yaklaştırma işte o kamerayı

Ana karakterlerin tasarımları göze hoş görünüyor. Aynı şeyleri yüz animasyonları, hele de karakter konuşmalarında meydana gelen görsel kalite için söyleyemeyeceğim. Olmamış, olmamış. Bir diğer takıldığım unsur da, kamera açılarının bazen karakter ve objelere fazlasıyla yaklaştırılması. Hayır, ne gerek var ki? Sen o kamerayı yaklaştırdıkça objelerin ne kadar kötü kaplamalara sahip oldukları, detaysızlıkları bir bir ortaya dökülecek. Karakterlerin parmaklarının galetelere benzedikleri, yüzlerinin plastikle kaplı olduğu belli olacak. Ne gerek var o kadar yapmaya yani? Bu konu için de Starcraft 2’ye selam göndermek istiyorum. Aynı derecede onun da kötü kamera açıları olabiliyordu ara videolarda, örneğin yani.

Genel olarak çevre tasarımları ve mimari yapı gayet güzel görünüyor. Işık efektleri, mevsim döngüsüne göre ayak uyduran bitki örtüsü de güzel görünüyor. Ha unutmadan, ışık efektlerinin ve suyun yansıma olaylarının da katkılarıyla, eh biraz da Havok sayesinde deniz savaşlarının görselliği gerçekten çok başka.

Grafikleri bir yana bırakır ve sesler, müziklere gelirsek, kısacası genel olarak iyi olduklarını söylemem gerekiyor. Diyaloglar, karakterlerin ses tonları, müzikler ve anlık olaylara göre değişim gösteren tempoları yerinde olmuş.

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER