Adalet’in ilk sözlük anlamı; hak hukuka uygunluk, hak hukuku gözetme ve yerine getirme ve doğruluktur. Diğer bir anlamı ise; adil olma durumudur. Kelimenin aslı Arapça Adl’dir. Adl,  insaflı olmak, işte doğru olmak, eşit muamele etmek, doğru dürüst olmak, düzeltmek, denkleştirmek anlamlarına gelir. 
          Adalet’i hukuki açıdan, dini açıdan, sosyal açıdan tanımlamak mümkündür. Aslında tüm tanımlarda birbirine yakın değerlendirme bulunmaktadır. Ortak yönü, hakkın teslimi, haksızlık yapmama, dürüst olmaktır.
          Hukukçuların adalet ile ilgili anlatımlarına göre adaletin; ta Hz. İsa’nın,  Roma Valisi Pilaus’un gününden beri tartışıldığı anlaşılmaktadır. Hz. İsa ilahi adaleti dile getirmiştir. Ama Roma yönetimince çarmıha gerilmekten kurtulamamıştır. Adalet, Eflatun ve Kant gibi düşünürlerinde konusu olmuş ve günümüze kadar aranan, tartışılan bir kavram olmuştur.
  
           Felsefecilere göre; adalet, karşılıklı insan ilişkilerini düzenleyen toplumsal düzenin mümkün, ama zor bir niteliği olarak ortaya çıkmaktadır.  Adalet, insanın erdemidir.  Ve insan, eğer davranışı adil olarak kabul edilen toplumsal bir düzenin normlarına uyuyorsa adildir. Toplumsal bir düzenin adil olduğunu söylemek için  insan davranışlarını herkesi tatmin edecek şekilde düzenlemiş olması gerekir.  Yani herkes, o düzende mutluluğu bulabilmelidir.  Adalet arzusu, insanın mutluluk için duyduğu ebedi bir arzudur. Bu mutluluğu tek başına bulamaz ancak, toplumda bulabilir.   Eflatun’un tanımına göre adalet; toplumsal düzen tarafından garanti edilmiş bir toplumsal  mutluluktur. Eflatun’a göre sadece adil insanın mutlu ve adil olmayanın da mutsuz olduğunu ileri sürer. Aristo ise, adil davranışın, adaletsizlik yapmakla adaletsizlikten ıstırap çekme arasında bir orta nokta olduğunu söyler.

         Adaletin sağlanması ise birçok değer ile ilintilidir. Felsefeciler adaletin, ahlak, dürüstlük, doğruluk, hoşgörü, din, inanç ve siyasi özgürlük gibi değerlerle ilgili olduğunu belirtmişlerdir. Öte taraftan bu değerlerin (adaletin)  sağlanması ise; bilinçli, eğitimli, çalışkan, modern, özgür bir toplumda mümkündür.

         Yüce dinimiz de adaleti önemsemiş ve Kuran’nın  Nisa  Suresi  58 ayetinde  “Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” diyerek, yönetenlerin adil olmalarını emretmiştir.

          Kur’an-ı Kerim, adaleti ilk başta hak ve hukukun doğru olarak tanziminde gerekli görür. Hukukun herkese karşı adil olarak uygulanmasını emreder. Nisa Suresi 135 inci ayetinde; “Adalet ile hükmeden hakimler ve Allah için (doğru söyleyen) şahitler olun. Şahitliğiniz kendi aleyhinize veya çocuklarınızın ve yakınlarınızın aleyhine olsa bile, zengin olsun fakir olsun doğru şahitlik edin. Allah her ikisine de sizden daha yakındır. Adaletten sapmamak için heveslerinize uymayın. Eğer (adalet ile hüküm vermekten, şahitliğinizde doğru söylemekten çekinir) dilinizi eğip bükerseniz ve yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” diyerek hâkim ve şahitlerin de adil olmalarını emretmiştir. Bu ayetleri çoğaltmak mümkündür. Sevgili Peygamberimizin ve Hz.Ömer’in de adaletinden bahsedilir. İslam coğrafyasında bu gün için özlenen, dine ve hukuka uygun bir adalet olduğu söylenemez. Bu durum coğrafyamızda kaygı verici bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.
                  Adalet öyle bir kavram ki; herkesin ihtiyacı olan bir şeydir, su gibi, hava gibi. Bir gün hak yiyen, adil olmayan, başkasına adaletsiz davranan kişi de, adalete ihtiyaç duyacaktır. Adalet doğru dağıtılmadığı, geç kaldığı ve çalışmadığı zaman, kişilere, yönetimlere ve yargıya güven azalır. Bunun sonucu da kişiler haklarını, başka yollarla aramaya koyulurlar. En bariz örneği de geçmişte de yaşanan çek senet tahsilatıdır. Adaletli davranma; kişiyi, yönetimleri ve yargıyı güçlü kılar, aksi durumda ise güçsüz kılar.

                  Toplumda herkes kendi hakkını kendi almaya başladığı zaman kargaşa ve huzursuzluk baş gösterir. Eğitimsiz ve feodal toplumlarda adalet sistemine olan güvensizlik sonucu kişinin kendisi ceza kesmeye kalkmaktadır. Nereden bakarsınız bakın bireyler, yönetenler ve yargı adaletli davranmadığı zaman o ülkelere huzur ve hukuk zor yerleşir.

                  Toplumsal yaşamda, mutlu birey ve mutlu toplumu oluşturmak, toplumsal barışı sağlamak, Devlete, Kanunlara ve yönetenlere olan güveni sağlamak için adaletli bir yönetim ve adil bir yargılama sistemini kurmamız lazım. Adil yargılama dışında hızlı çalışan bir yargı sistemi oluşturmalıyız.

                  Ayrıca, her bireyin sosyal, siyasal, ekonomik, ticari, aile ve çalışma hayatındaki her türlü ilişkisinde adil olmak, adaletli davranmak ve bireylerin hakkını teslim etmemiz gerekir. Her birey hakkından fazlasını istememelidir. Aksi takdirde, kendi içinde çatışan, saygısız, uzlaşmayan, mutsuz ve adaletsiz bir toplum oluruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.